Kayıtlar

Uzun Vekillik, Kısa Demokrasi: Tecrübe mi, Statüko mu?

Uzun Vekillik, Kısa Demokrasi: Tecrübe mi, Statüko mu? ​Yirmi beş yıl aynı koltukta kalmak bir başarı hikâyesi mi, yoksa demokratik bir tıkanıklık mı?  Siyasetçi "öğrenmeyi" bırakıp "alışmaya" başladığında, demokrasi nefes almayı bırakır. ​Bir milletvekili hayal edin. Beş, hatta altı dönemdir Meclis’te. Yirmi beş-otuz yıl boyunca aynı koridorlar, aynı kulisler, aynı düzen… Genellikle bu tablo bize bir "tecrübe abidesi" olarak pazarlanır. "Bakın, sistemi ne kadar iyi biliyor" denir. ​Ancak sormamız gereken soru şudur: Tecrübe değer üretmeyi ne zaman bırakır ve yerini konforlu bir alışkanlığa bırakır? ​Öğrenen Siyasetçi ve Alışan Siyasetçi ​Siyasetçi Meclis’e ilk geldiğinde sistemi öğrenir; halkın sorununu bürokrasiye nasıl taşıyacağını keşfeder. Ancak süre uzadıkça "öğrenme" biter, "alışma" başlar. ​Öğrenen siyasetçi çözüm üretir. ​Alışan siyasetçi ise dengeleri gözetir, risk almaz, statükoyu korur. ​Bir Temsil Krizi: Seçmenden...

​Elveda Bulgaristan, Merhaba Gelecek!

Resim
Gençlerimiz bizim geleceğimiz ​Elveda Bulgaristan, Merhaba Gelecek! ​Sofya’nın siyaset koridorlarında veya yerel yönetimlerin konforlu koltuklarında "temsil" kavgası verenler; Kırcaali’den, Şumnu’dan, Deliorman’dan kalkan otobüslerin motor sesini hala duymazdan mı geliyor? Biz salonlarda "atalarımız, mirasımız" diye hamaset yaparken; o mirasın asıl sahibi olan gençler, Berlin’e, Amsterdam’a giden tek yön biletlerini cebine koymuş bile. ​Açık konuşalım: Biz "kimlik" dedik, "gelenek" dedik; ama o kimliğin içini gelecekle dolduramadığımız için gençleri terminallerde kaybettik. 2010’dan bu yana 300 binden fazla insanımız AB yoluna düştü. Giden sadece "nüfus" değil; giden bu toplumun zekası, enerjisi ve yarınıdır! ​Geçmişin Travması Gençliğin Karnını Doyurmuyor ​90’ların acılarını ve travmalarını bugünün 20 yaşındaki gencine "siyaset malzemesi" olarak sunanlar büyük bir yanılgı içinde. Gençler geçmişin yarasıyla değil, geleceğin ka...

Bulgaristan’da Fay Hattı Kırılıyor: Türk Siyaseti İçin "Varlık" Sınavı

Resim
Bulgaristan’da Fay Hattı Kırılıyor: Türk Siyaseti İçin "Varlık" Sınavı ​Bulgaristan bugünlerde sadece dondurucu Balkan soğuklarıyla değil, modern tarihinin en sert siyasi kırılmasıyla sarsılıyor. Cumhurbaşkanı Radev’in istifasıyla tırmanan süreç, 1 Ocak itibarıyla geçilen Euro’nun yarattığı ekonomik kaygılar ve sonu gelmez seçim döngüsüyle birleşince ortaya çıkan tablo net:  Eski Bulgaristan artık yok. ​Ancak bölgeyi tanıyanlar bilir; Bulgaristan’daki her siyasi sarsıntı, en çok Türk toplumunun üzerinde titrediği dengeleri test eder. Bizi asıl düşündürmesi gereken de bu büyük depremin soydaşlarımız üzerindeki etkisidir.I ​Çift Başlı Temsiliyet: Güç mü, Zaaf mı? ​Yıllardır Bulgaristan siyasetinde "istikrarın anahtarı" ve Türk toplumunun tek sesi olan Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH), bugün tarihinde ilk kez çift başlı bir yapıyla sandığa gitme riskiyle karşı karşıya. Bir yanda partinin tarihsel hafızasını temsil eden Ahmed Doğan, diğer yanda devlet bürokrasisindeki ...

Geleceğe Miras: Bulgaristan Türklerinin "Birlik" Sınavı

Geleceğe Miras: Bulgaristan Türklerinin "Birlik" Sınavı ​Bugün Bulgaristan semalarında dolaşan siyasi fırtınalar, sadece Sofya’daki koltukları değil, Rodoplar’dan Deliorman’a kadar her bir soydaşımızın yarınını ilgilendiriyor. Bulgaristan, 2026 yılına büyük bir siyasi belirsizlik ve ekonomik dönüşümle (Euro'ya geçiş) girerken, Türk toplumunun önünde tarihi bir soru duruyor:  Bölünerek mi küçüleceğiz, yoksa birleşerek mi güçleneceğiz? ​Yıllarca asimilasyon politikalarına, "Soya Dönüş" adı altındaki zulümlere karşı dimdik duran o muazzam irade, gücünü her zaman tek bir kelimeden aldı: Birlik. 1989’un o zorlu günlerinde gösterilen o muazzam dayanışma, bugün demokratik haklarımızın ve meclisteki temsilimizin tek sigortasıdır. ​Ancak bugün üzülerek görüyoruz ki, siyasetin doğasındaki çekişmeler, Türk toplumunun ana damarı olan yapıyı ikiye bölme noktasına getirdi. HÖH içindeki bu sarsıntı, sadece bir isim veya liderlik kavgası değildir; bu, Bulgaristan’daki Türk varl...

Sandık Daraltmak Demokrasi Değildir: Eşit Vatandaşlık Hakkı Engellenemez

Resim
Sandık Daraltmak Demokrasi Değildir: Eşit Vatandaşlık Hakkı Engellenemez ​Bulgaristan siyaseti uzun süredir derin bir istikrarsızlık sarmalındadır. Üst üste tekrarlanan seçimler, demokratik kurumları yıpratmaktadır. Ancak bu siyasal krizin faturası bir kez daha yurtdışında yaşayan Bulgaristan Cumhuriyeti vatandaşlarına kesilmek istenmektedir. ​Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşları, Bulgaristan dışındaki en büyük topluluğu oluşturmaktadır. Bu topluluk, tarihsel zorunluluklara rağmen vatandaşlık bağlarını ve demokratik katılım iradesini her zaman korumuştur. Bugün ise bu hak, idari kısıtlamalarla fiilen engellenmek istenmektedir. ​Avrupa Birliği (AB) üyesi olmayan ülkelerde oy sandığı sayısının en fazla 20 ile sınırlandırılması önerisi teknik değil, siyasidir. AB içindeki vatandaşlara sınırsız sandık sunulurken dışındakilere kota getirilmesi, açık bir ayrımcılıktır. Türkiye gibi geniş bir coğrafyada bu kısıtlama, binlerce vatandaşın oy hakkını elinden alacaktır. ​Oy kullanma hakkı ...

KÖKLERİN ÇAĞRISI

Resim
KÖKLERİN ÇAĞRISI ​Göç, insanın sadece yerini değil, ruhunu da yeniden yazan bir süreçtir. Bulgaristan'dan Türkiye'ye uzanan hikâyemizde, bavulların ötesinde, sessiz bir direnişle başladık. ​İlk halimiz: Toprağa alışmak, suyun tadını öğrenmek, rüzgarın yönünü ezberlemekti. Sabırla çalıştık, yılmadık. Sessizce, alın teriyle hayatı yeniden kurduk. ​İkinci halimiz: Artık toplum içinde bir yer edinmiş, "Biz de buradayız" demiştik. Kiracılık bitmiş, bir düzen kurulmuş, saygınlık kazanılmıştı. Umut büyüdü, hayaller genişledi. Dernekler kuruldu, tabelalar asıldı. İyi niyet inkâr edilemezdi, emek de öyle. ​Ancak dürüst olmak gerekirse; hizmet niyetiyle başlayan yollar, bazen güç arzusuyla kesişti. Toplum için kurulan yapılar, ne yazık ki toplumdan uzaklaştı. Bu kırılma, üçüncü ve en olgun halimize geçişimizi geciktirdi. ​Oysa bir Bulgaristan Türkünün üçüncü ve en olgun hali, köklerine dönme cesaretidir. ​Kökler, yalnızca tarih değildir. Kökler hatırlamaktır. Kökler yüzleşmekti...

24 ARALIK 1984: UNUTULAN DEĞİL, UNUTULMAYACAK BİR YARA

Resim
24 ARALIK 1984: UNUTULAN DEĞİL, UNUTULMAYACAK BİR YARA Bölüm:1  ​Bugün, tarihin tozlu sayfalarında kalması istenen, ancak asla unutulmayacak bir başlangıcın yıl dönümü: 24 Aralık 1984. Bulgaristan Türkleri için bu tarih, bir kimliğin hedef alındığı, isimlerin zorla değiştirildiği ve insanlık onurunun ayaklar altına alındığı "Soya Dönüş Süreci"nin başlangıcıydı. ​Bir Gecede Gelen "Yabancılık" ve Direniş ​Bulgaristan Komünist Partisi'nin aldığı kararla, 1984 yılının o dondurucu kışında, Kırcaali'nin karlı köylerinde operasyonlar başladı. Tank paletlerinin sesleri, Türk köylerine dehşet saçarken, insanlara zorla slav isimleri veren belgeler imzalatıldı. Bir gecede, yüzyıllardır taşıdıkları isimlerinden, dolayısıyla kimliklerinden oldular. ​Ancak bu zulüm, bir direnişi de ateşledi. Mestanlı ve çevre köylerde yükselen protesto sesleri, Bulgar güvenlik güçlerinin vahşi müdahalesiyle karşılaştı. Ve o acı günlerde, 26 Aralık 1984'te, henüz 17 aylık bir bebek, Tü...

Koltuk Sevdası Sivil Toplum Örgütlerini (STK) Öldürüyor mu?

Resim
Koltuk Sevdası Sivil Toplum Örgütlerini (STK) Öldürüyor mu? ​Bir zamanlar sivil toplum; idealizmin, fedakarlığın ve bayrağın elden ele geçtiği asil bir koşuydu. Yorulan durur, terleyen devreder, arkadan gelen taze kanla yarış hızlanırdı. Ama bugün tablo hazin: Bayrak yarışı bitti; sahada artık bir "taht kavgası" var. ​STK başkanlığı, giderek bir hizmet görevi olmaktan çıkıp, adeta kalıcı bir mevki haline dönüştü. Koltuğa oturanların bir kısmı, o makamın geçici bir emanet olduğunu unutmuş görünüyor. Sanki tüzüklerin satır aralarında gizli bir madde varmış gibi: “Ömür boyu başkan!” Oysa sivil toplumun ruhu hürriyettir, değişimdir; statüko değil. ​Burada temel sorun sadece kişisel hırslar değildir. Asıl tehlike, kurumları içten içe kemiren işletme körlüğüdür. Uzun süre aynı koltukta kalan lider, niyetinden bağımsız olarak etrafına bir "sadakat duvarı" örer. Bir süre sonra her türlü eleştiri "düşmanlık", her değişim talebi ise "tehdit" olarak algılan...

Kitap Bahçeleri

Resim
Kitap Bahçeleri ​Her insanı diğerlerinden ayıran bir tutku, onu hayata bağlayan bir "gizli bahçe" vardır. Kimi toprağı eşeler çiçek yetiştirir, kimi metalin soğuk hızında huzur arar. Hepsi saygındır, çünkü hepsi insanın kendi boşluğunu doldurma çabasıdır. Benim payıma düşen ise kitaplar oldu. ​Özellikle de o koku… Yeni basılmış bir kitabın sabırsız kokusuyla, yıllanmış bir cildin o tozlu, yaşanmış, hafifçe toprağa çalan kokusu arasındaki o sessiz köprü. Ne zaman şehir üstüme gelse, ne zaman gürültü zihnimi yorsa, kendimi Beyoğlu’nun o dar, kitap kokulu koridorlarına bırakırım. ​Orada, kendimi misafir değil ev sahibi hissettiğim bir sığınak var. Oraya "kitapçı" deyip geçemem; orası benim için bir kitap sarayım'dır. İnsan evladını sever, ailesini sakınır; bu fıtrattır. Ama insanın kendi emeğiyle, seçerek, arayarak kurduğu o bağ bambaşkadır. Kimseyle yarışmayan, gösterişe tenezzül etmeyen, mahrem bir sevgi… ​Bu sevginin tohumlarını, çocukluğumda bir köy okulunun kı...

​ETNİK PARTİ: İHTİYAÇ MI, ARIZA MI?

Resim
BULGARİSTAN  ​ETNİK PARTİ: İHTİYAÇ MI, ARIZA MI? ​ ​I. Giriş: Hukuki Gerçeklik ve Balkan Dersi ​Bulgaristan’da etnik temelli bir siyasi partiye gerçekten gerek var mı? Açık konuşalım: Yoktur. Dahası, bu yalnızca bir temenni değil; hukuki ve siyasal bir gerçektir. ​Bulgaristan Anayasası, etnik, dini ya da ırksal temelli partilere açıkça izin vermez. Bu yasak, bir “farklılıkları yok sayma” refleksi değil; Balkan coğrafyasının ağır bedeller ödeyerek öğrendiği bir dersin sonucudur. Kimliği siyasetin merkezine koyduğunuzda, siyaset kimliği parçalar ve toplum dokusu zedelenir. ​II. Etnik Siyasetin Kaynağı: Bir Belirti ​Bulgaristan tek kimlikli bir ülke değildir. Bulgarlar, Türkler, Pomaklar, Romanlar, Yahudiler, Ermeniler ve diğerleri bu ülkenin sosyal dokusunu oluşturur. Asıl mesele, kimlerin yaşadığı değil; devletin bu insanlara nasıl davrandığıdır. ​Eğer bir devlet: ​Vatandaşını kökenine göre ayırmıyorsa, ​Hukuku ve kamu gücünü eşit ve adil uyguluyorsa, ​İnanca ve dile mesafeli, taraf...

BULGARİSTAN’DA YENİ PROTESTO DALGASI: 2025 BÜTÇE KRİZİ VE EURO GEÇİŞİNİN GÖLGESİ

Resim
🇧🇬BULGARİSTAN’DA YENİ PROTESTO DALGASI: 2025 BÜTÇE KRİZİ VE EURO GEÇİŞİNİN GÖLGESİ Tarih: 06 Aralık 2025  Analiz:  ⁉️ BÖLÜM I: NE OLDU? (OLAY VE SONUÇ) 1.1. Giriş: Sokaklar Bütçeye Karşı 2025 yılının son günleri, Bulgaristan genelinde on binlerce kişinin katıldığı büyük çaplı gösterilere sahne oldu. Başkent Sofya başta olmak üzere birçok büyük merkez, 1 Aralık 2025'te patlak veren bu dalgayla sarsıldı. Protestoların ana tetikleyicisi, 2026 yılı için hazırlanan Devlet Bütçesi Tasarısı idi. Taslak, vergi oranlarını, sosyal güvenlik katkılarını ve temettü vergisi yükünü önemli ölçüde artırıyordu. Bu, aynı zamanda 1 Ocak 2026'da planlanan Euro Bölgesi'ne geçiş öncesi hazırlanan ilk Euro bazlı bütçe olması nedeniyle gerilimi katladı. 1.2. Protestonun Anatomisi Gösteriler barışçıl başladı, ancak bazı grupların polisle çatışması sonucu taş, şişe ve havai fişek atıldı; polis ise biber gazı kullandı. 71 kişi gözaltına alındı ve 3 polis hafif yaralandı. 1.3. Somut Sonuç: Hükümet Ge...

YAPAY TİYATRONUN SONU: SEÇMEN ARTIK SADECE SANDIK KURBANI DEĞİL!

Resim
YAPAY TİYATRONUN SONU: SEÇMEN ARTIK SADECE SANDIK KURBANI DEĞİL! ​Siyasetin eskiden daha sahici bir yüzü vardı. Elbette geçmişin siyaseti de kusursuz değildi, ama en azından bir el sıkışmanın ağırlığı, bir selamın bereketi, bir yüz yüze sorumluluğu vardı. Şimdi ise çoğu şey, seçim dönemine sıkışmış yapay bir tiyatroya dönüştü. Meydanlar kalabalık, sözler büyük ama sandık kapandı mı herkes buhar oluyor. İşte bu düzen artık çökmeye başladı. ​Seçimden seçime seçmenini hatırlayanların devri sona eriyor. Çünkü bu toplum, unutulmaya mahkûm bir kitle olmadığını nihayet yüksek sesle söylüyor. Yıllardır kahvehanelerde içilen çaylarla, sokaklarda verilen sözlerle, fotoğraf karelerine sığdırılan gülümsemelerle oy devşirenlerin numarası tüketildi. Artık kimse sadece seçim takvimi açıldığı için hatırlanmak istemiyor. ​Sandık Kapandıktan Sonra Kaybolanlar Listesi Uzun: ​Telefonları açmayanlar. ​"İşini seçimden sonra hallederiz" deyip sonra sese bile çıkmayanlar. ​Temsil makamına oturup tem...

Z Kuşağı: Dünyanın Yeni Renk Skalası

Resim
Z Kuşağı:  Dünyanın Yeni Renk Skalası ​ ​Dünya düzeni büyük devrimlerle değil, çoğu zaman genç kuşakların sessiz ve inatçı ısrarıyla değişir. Bugün bu dönüşümün merkezinde, klavyede büyüyen ama aynı zamanda geçmişin yükünü ve geleceğin sorumluluğunu sırtlanan Z kuşağı bulunuyor. Yerel-küresel, analog-dijital gibi geleneksel ikilemleri ortadan kaldıran bu kuşak, hem ekonomiyi hem siyaseti hem de toplumsal normları yeniden şekillendiriyor. ​Son yıllarda ortaya koydukları küresel hareketler ve davranışsal kırılmalar, yalnızca geçici gençlik refleksleri değil; dünya düzeninin yeniden kodlanmasına yol açan kalıcı bir dönüşümün işaretleri. İklim adaleti protestolarından çalışma kültüründe 'Geri Durma' (Quiet Quitting) trendine, TikTok diplomasisinden ekonomik davranışların (sürdürülebilir, etik markalara yönelim) yeniden biçimlenmesine kadar geniş bir alanda etkileri görülüyor. ​Z kuşağı geleneksel değerleri tamamen reddetmiyor; bilakis geçmişin mirasını korurken yanlışları eleştirme...

İki Ülke, Tek Yürek

Resim
İki Ülke, Tek Yürek İnsan bazen tek bir coğrafyaya sığmaz; kaderi iki ülkenin rüzgârında pişer, iki toprağın kokusunda derinleşir. Kökleri bir yerde atılır, dalları başka bir göğe uzanır. Biri çocukluk, biri yeniden doğuştur. Biri hatıra, biri mücadeledir. Ve ben… İki ülkenin arasında gidip gelen bir tren gibi; ne durabilen ne vazgeçebilen bir yüreğim. Bulgaristan… Gözümü ilk açtığım, ilk nefesimi içime çektiğim toprak. Sokaklarında büyüdüğüm, çocuk kahkahalarımı taşlarına bıraktığım yer. Sarı kızın peşinde koşturduğum o uçsuz bucaksız meralar hâlâ içimde bir türkü gibi çalıyor. Anaokulunun, ilkokulun kokusu; hepsi taze ekmek gibi, taze hatıra… Ve ilk defa bir kıza gönlümün titrediği yer… Kolay mı insanın çocukluğunun ana vatanını yüreğinden sökmesi? Ama hayat dediğin yol, insanı başka sınavlara da çağırıyor. Türkiye… Düştüğüm, kalktığım, direndiğim, yeniden şekillendiğim toprak. Zorluklara boyun eğmediğim, “dibi görsen de vazgeçme” diye içime ateş düşüren vatan. Burada öğr...

Fare Çuvalı Teorisi: Bizim Çuvalı Kim Sallıyor?

Resim
Fare Çuvalı Teorisi:  Bizim Çuvalı Kim Sallıyor? Sallanan Çuvalın İçinde Kimler Var? Mısır’ın bir köyünde bir tarım mühendisi, Kahire’ye giden trene biner. Yol arkadaşı, köyün yaşlı bir çiftçisidir. Çiftçinin ayakları arasında bir çuval vardır. Her on beş dakikada bir, çiftçi o çuvalı çevirip sallar. Sonra sessizce yerine koyar. Merak bu ya, mühendis sorar: “Ne var o çuvalda baba?” Çiftçi gayet sakin yanıtlar: “Fareler ve sıçanlar. Ulusal Araştırma Merkezi’ne satacağım. Deneylerde kullanıyorlar.” Mühendis şaşırır, “Peki neden sürekli sallıyorsun o çuvalı?” Yaşlı adam gülümser: “Eğer çeyrek saatten fazla dokunmazsam, fareler yerleşir, sakinleşir, güven hisseder. O zaman çuvalı kemirmeye, delmeye başlarlar. O yüzden sallamak zorundayım. Arada bir korku lazım. O korku onları birbirine düşürür, içgüdülerine hapseder. Böylece çuval sağlam kalır, ta ki ben onları merkeze teslim edene kadar.” İşte o an… Mühendis anlar.  Artık biz de anlamalıyız. Bu sadece farelerin hikayesi değil; bu...

İki Muhteşem Miras

Resim
İki muhteşem miras.  1- Bulgaristan Türk Öğretmenler Birliği (Muallimin-i İslamiye Cemiyeti) 2- Turan Gençlik ve Spor Birliği Bulgaristan Türk Öğretmenler Birliği (Muallimin-i İslamiye Cemiyeti) ​Bu Birlik, Bulgaristan Türklerinin eğitim ve kültür hayatını şekillendiren en önemli sivil toplum kuruluşlarından biridir. ​Kuruluş ve Amaç: ​İlk olarak 1906 yılında "Muallimin-i İslamiye Cemiyeti" adıyla kurulmuştur. ​Temel amacı, Bulgaristan Türk okullarındaki eğitimi standartlaştırmak, öğretmenlerin haklarını savunmak ve Bulgaristan Türkleri arasında milli birliği ve şuuru güçlendirmekti. ​Harf Devrimi'ndeki Rolü: ​Metinde de belirtildiği gibi, Birlik, 1928 yazında Lom Kongresi'nde toplanarak, Türkiye'de henüz resmî olarak ilan edilmemiş olmasına rağmen, yeni Türk alfabesini (Latin harflerini) okullarda öğretme kararı aldı. ​Bu karar, Bulgaristan Türklerinin anavatanla kültürel entegrasyonunu sağlamada ve gerici (muhafazakâr) çevrelerin etkisini kırmada atılmış cesur ...

BULGARİSTAN TÜRKLERİ VE TURAN’IN HARFLERİ

Resim
BULGARİSTAN TÜRKLERİ VE TURAN’IN HARFLERİ  DİLİN, KİMLİĞİN VE CESARETİN ALFABESİ Bulgaristan’da bir zamanlar tebeşir tozuyla başlayan bir devrim vardı. Ne kılıç sesi duyuldu ne marş... ama sınıflarda, kara tahtalarda yeni bir güne uyanan sesler yankılandı: “A, B, C…” O sesler, 1928 yazında Lom’da toplanan Bulgaristan Türk Öğretmenler Birliğinin kararından doğmuştu. Henüz Türkiye’de Harf Devrimi resmen ilan edilmeden, Bulgaristan’daki Türk muallimleri, çocuklarının geleceğini yeni Türk alfabesiyle yazmaya karar vermişti. Onlar biliyorlardı: “Bir milletin kaderi kalemindedir.” Turan’ın Yürek Ateşi Bulgaristan Türklerinin o yıllarda iki büyük dayanağı vardı: Öğretmenler Birliği ve Turan Cemiyetleri. Turan sadece bir spor kulübü değildi; kültürün, dayanışmanın, kimliğin siperiydi. Gençler, o çatının altında hem bedenlerini hem zihinlerini güçlendiriyor, Atatürk devrimlerinin yankısını Deliorman köylerine taşıyorlardı. “Türk harfleri”nin Bulgaristan’da öğretilmesi kararı da, bu Turan ru...

ATATÜRK VE TARİH

Resim
ATATÜRK VE TARİH BİR DELİORMAN ÇOCUĞUNUN DESTANI Ben bir Deliorman çocuğuyum. Bulgaristan’ın Eski Cuma’sına bağlı Muratlar köyünde, toprağın bereketle, insanın alın teriyle yoğrulduğu bir yerde doğdum. Okulda derslerim hep “altı”ydı — bizde altı, mükemmelin adıydı. Sadece müzik dersim beşinci sınıfta “dört” gelmişti de, günlerce içim yanmıştı. Ailemi mahcup ettim sanmıştım, oysa çocuk kalbim henüz öğrenmemişti ki: bazı notlar, defterlere değil, hayata yazılır. O yıllar, Bulgaristan’ın sosyalist rejimle yönetildiği günlerdi. Tarih kitaplarımızda Türkler hep “öteki”ydi. İlk konumuz “Türklerin Bulgarlara yaptığı kötülükler,” ikinci konumuz Lenin, üçüncüsü Dimitrov… Tarih üç isim etrafında dönerdi: Türk, Lenin, Dimitrov. Ve biz, o dar çemberin içinde büyüdük. Bir akşam babam, sofrada bize dönüp sessizce, “Türkiye’ye gideceğiz” dedi. Sanki gökyüzüne pencere açılmıştı. Gözlerimde şimşekler çaktı — çünkü o an, çocuk kalbimle biliyordum: pilot olacaktım. Gökyüzü bana yetmeyecek, ben gökyüzüne ...

VASATIN GÖLGESİNDE SİYASET

Resim
VASATIN GÖLGESİNDE SİYASET Parti İçinde Korkunun Adı: Liyakat Bir ülkenin siyasetini anlamak istiyorsan, önce onun parti teşkilatlarına bak. Çünkü siyaset, zirvede değil, en aşağıda yoğrulur. Ama ne yazık ki bugün birçok partide, özellikle il ve ilçe örgütlerinde bir sessizlik hastalığı dolaşıyor. Kimse “yanlış” demiyor; çünkü “yanlış” demek, görevden alınmakla eş değer görülüyor. Parti yöneticileri, kendilerinden zeki, üretken ya da halkta karşılığı olan insanlardan çekiniyor. Çünkü o insanlar bir gün yerlerini alabilir. Bu yüzden, çevrelerine çoğunlukla “sorgulamayan” ekipler kuruyorlar. Oysa siyasetin omurgası fikirle, eleştiriyle, tartışmayla güçlenir. Ama vasatın hâkim olduğu yerde fikir değil, biat konuşur. İlçe Başkanlıkları mı, Yoksa Küçük Krallıklar mı? Birçok ilçe örgütü, bugün birer minyatür iktidar odasına dönmüş durumda. Kapısından girerken fikirlerin değil, sadakatin ölçülüyor. Meclis üyeleri, ilçe yöneticileri, gençlik kolları, kadın kolları... Hepsi, “liderin hoşuna gid...

Bir Vicdan Mirası: Aliya İzzetbegoviç’i Anarken

Resim
Bir Vicdan Mirası:  Aliya İzzetbegoviç’i Anarken Bazı insanlar ölmez. Onlar sadece bedenen aramızdan ayrılır, ama fikirleri, sözleri, duruşları çağları aşarak yaşamaya devam eder. Aliya İzzetbegoviç işte o insanlardandı. Bosna’nın bilge lideri, Avrupa’nın ortasında Müslüman kimliğiyle hem aklı hem kalbiyle direnen bir bilge. Savaşın karanlığında bile “intikam değil adalet” diyebilen bir yürek… Toprakları yanarken bile, insanlık onurunu kaybetmeyen bir devlet adamı… O, tankların gölgesinde kitap yazan bir düşünürdü. Ve her satırıyla bize şunu öğretti: “Biz ölmeye değil, yaşamaya layık bir toplum kurmak için savaştık.” Bugün onun ölüm yıl dönümünde sadece bir lideri değil, bir vicdanı anıyoruz. Aliya, bize sadece bir Bosna bırakmadı; insanın hem özgür hem ahlaklı olabileceğini kanıtlayan bir miras bıraktı. O miras, hâlâ ayakta kalmaya çalışan her adil insanın yüreğinde yankılanıyor. Ey bilge lider, senin “Doğu ile Batı arasında İslam” diyerek çizdiğin o köprü, hâlâ insanlığa yol göst...