Kırıldıkça değişirsin,değiştikçe güçlenirsin. Güçlendikçe umursamazsın. Onlara teşekkür et... Natsume Soseki
İhtiyaç
Bağlantıyı al
Facebook
X
Pinterest
E-posta
Diğer Uygulamalar
-
Ne yaparsanız yapan sadece ihtiyacınız için yapmayın. Eserinize sanat ve estetik katin.Sanat ihtiyacı abideleştirir, estetik ise ebedileştirir. Estetik ve sanat hem bilgili hem de bilinçli yaşamın adıdır.
Bakın bakın ne öle buralada (PAPARA) Sabah kaaktım Kahvaltı etmem gerekiyor Ama dedim du emen delilenme Aç pencereyi Otur acık soluklan temiz ava al Otudum açtım Facebook denen belayı Başladım aşığa yukarı gezinmeye Cok geçmedi bi pıtret* ilişti gözüme Adam köyde bir kış manzarasında Bir taş papara koymuş sofraya Afiyet olsun da yazmış altına Breh anasını bey kaşıkle adam paparayı Bir canım istedi Zatı dedim bu adamın sofrasında er şey tam değil. Tuşu eksik Suan eksik Dedim tamam dur bakalım ne olecek Kalk ayağa sallanma Gidim mutfağa Önce anacığımın evde yaptığı tarhana va mı deye baktım Olmaz mı hiç Anam tarhana yapacak ta bana bi burkan** vemeyecek. Şükür dedim Sonra açtım dolabı Aradığım şey tam karşımda dure Yeni açılmış bi koca burkan karışık tuuşu E dedim olacak bu iş ba Bi macur kafaya koydu mu, yok çare Olacek o iş ba , yok nasıl....
Fare Çuvalı Teorisi: Bizim Çuvalı Kim Sallıyor? Sallanan Çuvalın İçinde Kimler Var? Mısır’ın bir köyünde bir tarım mühendisi, Kahire’ye giden trene biner. Yol arkadaşı, köyün yaşlı bir çiftçisidir. Çiftçinin ayakları arasında bir çuval vardır. Her on beş dakikada bir, çiftçi o çuvalı çevirip sallar. Sonra sessizce yerine koyar. Merak bu ya, mühendis sorar: “Ne var o çuvalda baba?” Çiftçi gayet sakin yanıtlar: “Fareler ve sıçanlar. Ulusal Araştırma Merkezi’ne satacağım. Deneylerde kullanıyorlar.” Mühendis şaşırır, “Peki neden sürekli sallıyorsun o çuvalı?” Yaşlı adam gülümser: “Eğer çeyrek saatten fazla dokunmazsam, fareler yerleşir, sakinleşir, güven hisseder. O zaman çuvalı kemirmeye, delmeye başlarlar. O yüzden sallamak zorundayım. Arada bir korku lazım. O korku onları birbirine düşürür, içgüdülerine hapseder. Böylece çuval sağlam kalır, ta ki ben onları merkeze teslim edene kadar.” İşte o an… Mühendis anlar. Artık biz de anlamalıyız. Bu sadece farelerin hikayesi değil; bu...
İnsan Soydan Değil, Ortamdan Doğar “İnsan, geldiği soyun değil, yaşadığı ortamın ve alışkanlıklarının çocuğudur.” İbn Haldûn, Mukaddime Bir insanın kim olduğunu belirleyen şey nedir? Ana-babasının kim olduğu mu, yoksa yaşadığı çevrenin ona fısıldadığı alışkanlıklar mı? İbn Haldûn’un bu sarsıcı tespiti, binlerce yıllık bir yanılgıya meydan okuyor: İnsan yalnızca soyunun değil, yaşadığı ortamın ürünüdür. Soy, şecerede yer kaplar; ama insanın zihninde, ruhunda, davranışlarında çevre kazınır. Sarayda doğup sokakta büyüyen biri sokak çocuğu olur; yoksul bir evde doğup kitaplarla yoğrulan biri ise entelektüel olur. Yani mesele, nereden geldiğin değil, nerede yoğrulduğundur. Bugün hâlâ bazı çevrelerde "asalet" diye dolaşan kavramlar var. Kanın temizliği, soyun yüceliği, sülalenin şanı falan... Ama asıl soru şu: Bugün nasıl yaşıyorsun, ne alışkanlıklar taşıyorsun? Çünkü insan bir anlamda alışkanlıklarının toplamıdır. Ayda kaç kitap okuyorsun? Ne konuşuyorsun? Kiminle oturu...
Yorumlar
Yorum Gönder