GENÇLİĞİMİ DEĞİL, DELİORMAN'DAKİ ÇOCUKLUĞUMU ÖZLÜYORUM
📚 DELİORMAN ANILARI – 1
GENÇLİĞİMİ DEĞİL, DELİORMAN'DAKİ ÇOCUKLUĞUMU ÖZLÜYORUM
Bir Evlad-ı Fatihan çocuğunun hatıra defterinden...
Bir yazar, “Kaybettiklerim arasında en çok gençliğimi özlüyorum.” demiş.
Benimse gençliğim çalışarak geçti. Çocukluğum da keza öyleydi.
On üç yaşında ayak bastığım İstanbul'da önce işe koyuldum. Ancak iki gün sonra okula kayıt edildim. O günden bugüne hep çalıştım, hep okudum.
Ortaokul, lise, üniversite... Bir yanım okulda, diğer yanım yarı zamanlı işteydi.
Belki de bu yüzden kaybettiklerim arasında en çok gençliğimi değil, on üç yaşıma kadar köyümde geçirdiğim deli dolu, musmutlu, harika çocukluk günlerimi özlüyorum.
🐑 KUZULAR, ÇEŞME VE ÇOCUKLUK
Kış aylarında kuzuları anneleriyle birlikte köy çeşmesine sulamaya götürdüğümüz günleri özlüyorum.
Mahalledeki arkadaşlarımla çelik çomak oynadığımız günleri özlüyorum. Ne oynardık ama! Her yerimiz çürük içinde kalırdı. Dizlerimiz, dirseklerimiz yara bere içinde... Ama her anı muhteşemdi.
Komşu köylerin futbol takımlarıyla bizim köyün takımı arasında oynanan çetin ve mücadele dolu maçları hatırlıyorum. Maç biter, rekabet sona erer, hep birlikte kavgasız gürültüsüz eğlenirdik.
Ne güzel günlermiş!
Köyümüzün gölünde tuttuğumuz şarapları (sazanları) konu komşuyla paylaştığımız mutlu mesut günleri özlüyorum.
Köyümüzün okulunda her sabah öğretmenlerimizle birlikte yaptığımız sporları özlüyorum.
Bir de okulda oğlambırdan (ıhlamurdan) hazırladığımız, üzerine peynir serpiştirdiğimiz bir tas paparayı... O tadı, o sıcaklığı, o günleri unutamıyorum.
🌿 KOCABAMIN BAHÇESİNDEKİ TOPRAK KOKUSU
Kocabamla, yani dedemle, her akşam güneş battıktan sonra bahçemizdeki sebzeleri sulardık.
Sulama bittikten sonra yükselen o mis gibi toprak kokusunu özlüyorum.
Bugün dünyanın en pahalı parfümünü getirseler, çocukluğumun o toprak kokusunun yerini tutabilir mi, bilmiyorum.
Köy okulundaki sınıfımızda içimizi ısıtan Tutrakan marka sobamızı ve onun çıkardığı çıtır çıtır sesleri özlüyorum.
O sobanın etrafında ısınan ellerimizi, yüzlerimizi, çocukça sohbetlerimizi...
Evimizdeki bütün hayvanları çok özlüyorum. Ama nedense beyaz ördekleri bir tık daha fazla seviyorum.
Kocabam bana:
“Ördekler başlarını göğe kaldırıp var var diye sesleniyorlar. Bu berekettir.” demişti.
Ben de o günden bugüne bereket kelimesine bambaşka anlamlar yüklüyorum.
🪙 ERİK AĞACINDAKİ ÇİNKO KAP
Erik ağacında sakladığım, çinko kapta biriktirdiğim santinleri (bozuk paraları) gülümseyerek hatırlıyorum.
O zamanlar küçük bir çinko kap, benim için kocaman bir hazineydi.
Kinocu İbrahim agamın köye yeni film geldiğinde köy hoparlörlerinden çaldığı birbirinden güzel şarkıları özlüyorum.
Köyde yeni bir film gösterilecekse, o şarkılar daha film başlamadan heyecanımızı artırırdı.
Bizim ineğimiz buzaladığında, bazen buzağıyı büyük bir biberonla beslerdim. Huysuz buzağının kafa darbesini yiyip her tarafımın süt koktuğu günleri bile özlüyorum.
Ağustos ayında çıkan ateş böceklerini yakalayıp alnımıza yapıştırır, mahalle çocuklarıyla hep birlikte eğlenirdik.
Ne tuhaf, ne güzel çocuklukmuş!
🫓 CİCİLİ PAPA VE MAHALLE KAPILARI
Karnımız acıktığında mahallede hangi kapıyı çalsak, elimize tutuşturulan cicili papa adındaki yağlı, tuzlu, kırmızı biberli o muhteşem ziyafeti özlüyorum.
Şimdi zamane gençlerine “Cicili papa nedir?” diye sorsan, uzaylı muamelesi görürsün.
Oysa bizim için bir kapı, bir gülümseme, bir parça ekmek ve cicili papa kocaman bir mutluluktu.
Anamın:
“Bahçeden bir karpuz seç getir de akşam yemeğine hazırlayalım.”
dediği o tarif edilemez anları özlüyorum.
Köydeki magazinden ekmek almaya gönderilirdik. Elimizde mutlaka bir çanta olurdu. Öyle naylon, plastik torba yoktu hayatımızda.
Bir kilo gelen ekmeğin bir kısmını gagalamadan eve dönmediğimiz günleri özlüyorum.
Çünkü çocukluk biraz da eve varana kadar eksilen ekmeğin, hayata eklenen mutlulukların adıydı.
📻 DEDEMİN RADYOSU VE PESMETİN KOKUSU
Dedemin el radyosunu özenle açıp her öğlen dinlediği Türkçe haberleri ve türkülerimizin o güzel tınısını özlüyorum.
Don yağıyla yapılan, buğday sarısı, altın sarısı, sıcacık peynirli pesmetleri (pişileri) sadece ben mi iç geçirerek özlüyorum?
Sanmıyorum.
O günleri yaşayan herkesin hafızasında, bir evin mutfağından yükselen o kokuya ayrılmış bir köşe vardır.
🔥 ATEŞTEN GÖMLEĞİN FATURASI
Neden böyle özlüyorum?
Bu sorunun cevabını artık bulduğumu düşünüyorum.
Bizler sırtımıza ateşten bir gömlek geçirdik. Elbette bunun bir faturası olacaktı. Oldu da...
Çocukluğumuzu, gençliğimizi feda ettik. Küçük yaşta büyüdük. Büyük sorumluluklar üstlendik, kocaman işler başardık.
Belki de olması gereken buydu. Gereğini yaptık.
Fakat bizler, yani ateşten gömlek giyen Evlad-ı Fatihan çocukları, köylerimizde doğal hayatın içinde büyüdük.
Doğal beslendik. Toprağa bastık. Hayvanlarla iç içe yaşadık. Sokakları oyun alanı, komşuları aile, paylaşmayı hayatın doğal kuralı bildik.
Gülüşlerimiz, neşemiz ve yaşadığımız her güzel an, zihnimizde unutulmaz izler bıraktı.
Bizim zenginliğimiz cebimizde değil, hatıralarımızdaydı.
🌅 İYİ Kİ O ÇAĞA DENK GELMEDİK
Bugün geriye dönüp baktığımda şunu söylüyorum:
İyi ki bu dijital çağa çocukluğumuzla denk gelmemişiz.
İyi ki sokakları oyun alanı, arkadaşlığı servet, doğayı öğretmen bilmişiz.
İyi ki saatlerimizi ekranlara değil, birbirimizin yüzüne bakarak geçirmişiz.
İyi ki çamurlanmışız, terlemişiz, düşmüşüz, kalkmışız.
İyi ki hayatı olduğu gibi, bütün doğallığıyla yaşamışız.
Çok şanslıymışız. Hem de çok.
Bugün teknoloji ilerledi, hayat kolaylaştı. Ama bazı şeylerin yerini hiçbir teknoloji dolduramıyor.
Bir köy çeşmesinin başında kuzularla geçirilen zamanın, dedeyle sulanan bahçenin, sobanın çıtırtısının, mahalle çocuklarıyla oynanan bir oyunun değerini hangi dijital ekran anlatabilir?
❤️ ÜMÜZ... İŞTE BİZİM UMUDUMUZ
İşte bu yüzden ben en çok köyümde geçirdiğim çocukluk günlerimi özlüyorum.
Keşke o günler tekrar geri gelse...
Ama biliyorum, zaman geriye dönmüyor.
Geriye dönmeyen zamanın karşısında bize düşen, hatıralarımızı yaşatmak, çocuklarımıza anlatmak ve o günlerin değerini unutmamak.
Ümüz işte...
Ne kadar değerli bir Deliorman kelimesi.
Bir kelime, bir duygu, bir hayat felsefesi...
Biz geçmişimizi özlerken geleceğe dair umudumuzu da kaybetmiyoruz.
Çünkü insanın geçmişi ne kadar derinse, umudu da o kadar güçlü olabilir.
Ben hâlâ ümüz etmeye devam ediyorum.
Deliorman'ın çeşmeleri, tarlaları, gölleri, köy yolları ve çocukluk anıları yüreğimde yaşamaya devam ediyor.
Ve biliyorum ki insan bazen bir köyü değil, o köydeki kendisini özlüyor.
Ben de on üç yaşıma kadar yaşadığım o çocuğu özlüyorum.
O deli dolu, gülen, koşan, oynayan, çalışan, paylaşan çocuğu...
İyi ki yaşamışım. İyi ki o günlerin çocuğu olmuşum.
---
✍️ Cevat Çırak
📅 18.09.2026
#DeliormanAnıları #ÇocuklukHatıraları #EvladıFatihan #KöyHayatı #GeçmişeÖzlem
Yorumlar
Yorum Gönder