Kayıtlar

KÖKLERİN ÇAĞRISI

Resim
KÖKLERİN ÇAĞRISI ​Göç, insanın sadece yerini değil, ruhunu da yeniden yazan bir süreçtir. Bulgaristan'dan Türkiye'ye uzanan hikâyemizde, bavulların ötesinde, sessiz bir direnişle başladık. ​İlk halimiz: Toprağa alışmak, suyun tadını öğrenmek, rüzgarın yönünü ezberlemekti. Sabırla çalıştık, yılmadık. Sessizce, alın teriyle hayatı yeniden kurduk. ​İkinci halimiz: Artık toplum içinde bir yer edinmiş, "Biz de buradayız" demiştik. Kiracılık bitmiş, bir düzen kurulmuş, saygınlık kazanılmıştı. Umut büyüdü, hayaller genişledi. Dernekler kuruldu, tabelalar asıldı. İyi niyet inkâr edilemezdi, emek de öyle. ​Ancak dürüst olmak gerekirse; hizmet niyetiyle başlayan yollar, bazen güç arzusuyla kesişti. Toplum için kurulan yapılar, ne yazık ki toplumdan uzaklaştı. Bu kırılma, üçüncü ve en olgun halimize geçişimizi geciktirdi. ​Oysa bir Bulgaristan Türkünün üçüncü ve en olgun hali, köklerine dönme cesaretidir. ​Kökler, yalnızca tarih değildir. Kökler hatırlamaktır. Kökler yüzleşmekti...

24 ARALIK 1984: UNUTULAN DEĞİL, UNUTULMAYACAK BİR YARA

Resim
24 ARALIK 1984: UNUTULAN DEĞİL, UNUTULMAYACAK BİR YARA Bölüm:1  ​Bugün, tarihin tozlu sayfalarında kalması istenen, ancak asla unutulmayacak bir başlangıcın yıl dönümü: 24 Aralık 1984. Bulgaristan Türkleri için bu tarih, bir kimliğin hedef alındığı, isimlerin zorla değiştirildiği ve insanlık onurunun ayaklar altına alındığı "Soya Dönüş Süreci"nin başlangıcıydı. ​Bir Gecede Gelen "Yabancılık" ve Direniş ​Bulgaristan Komünist Partisi'nin aldığı kararla, 1984 yılının o dondurucu kışında, Kırcaali'nin karlı köylerinde operasyonlar başladı. Tank paletlerinin sesleri, Türk köylerine dehşet saçarken, insanlara zorla slav isimleri veren belgeler imzalatıldı. Bir gecede, yüzyıllardır taşıdıkları isimlerinden, dolayısıyla kimliklerinden oldular. ​Ancak bu zulüm, bir direnişi de ateşledi. Mestanlı ve çevre köylerde yükselen protesto sesleri, Bulgar güvenlik güçlerinin vahşi müdahalesiyle karşılaştı. Ve o acı günlerde, 26 Aralık 1984'te, henüz 17 aylık bir bebek, Tü...

Koltuk Sevdası Sivil Toplum Örgütlerini (STK) Öldürüyor mu?

Resim
Koltuk Sevdası Sivil Toplum Örgütlerini (STK) Öldürüyor mu? ​Bir zamanlar sivil toplum; idealizmin, fedakarlığın ve bayrağın elden ele geçtiği asil bir koşuydu. Yorulan durur, terleyen devreder, arkadan gelen taze kanla yarış hızlanırdı. Ama bugün tablo hazin: Bayrak yarışı bitti; sahada artık bir "taht kavgası" var. ​STK başkanlığı, giderek bir hizmet görevi olmaktan çıkıp, adeta kalıcı bir mevki haline dönüştü. Koltuğa oturanların bir kısmı, o makamın geçici bir emanet olduğunu unutmuş görünüyor. Sanki tüzüklerin satır aralarında gizli bir madde varmış gibi: “Ömür boyu başkan!” Oysa sivil toplumun ruhu hürriyettir, değişimdir; statüko değil. ​Burada temel sorun sadece kişisel hırslar değildir. Asıl tehlike, kurumları içten içe kemiren işletme körlüğüdür. Uzun süre aynı koltukta kalan lider, niyetinden bağımsız olarak etrafına bir "sadakat duvarı" örer. Bir süre sonra her türlü eleştiri "düşmanlık", her değişim talebi ise "tehdit" olarak algılan...

Kitap Bahçeleri

Resim
Kitap Bahçeleri ​Her insanı diğerlerinden ayıran bir tutku, onu hayata bağlayan bir "gizli bahçe" vardır. Kimi toprağı eşeler çiçek yetiştirir, kimi metalin soğuk hızında huzur arar. Hepsi saygındır, çünkü hepsi insanın kendi boşluğunu doldurma çabasıdır. Benim payıma düşen ise kitaplar oldu. ​Özellikle de o koku… Yeni basılmış bir kitabın sabırsız kokusuyla, yıllanmış bir cildin o tozlu, yaşanmış, hafifçe toprağa çalan kokusu arasındaki o sessiz köprü. Ne zaman şehir üstüme gelse, ne zaman gürültü zihnimi yorsa, kendimi Beyoğlu’nun o dar, kitap kokulu koridorlarına bırakırım. ​Orada, kendimi misafir değil ev sahibi hissettiğim bir sığınak var. Oraya "kitapçı" deyip geçemem; orası benim için bir kitap sarayım'dır. İnsan evladını sever, ailesini sakınır; bu fıtrattır. Ama insanın kendi emeğiyle, seçerek, arayarak kurduğu o bağ bambaşkadır. Kimseyle yarışmayan, gösterişe tenezzül etmeyen, mahrem bir sevgi… ​Bu sevginin tohumlarını, çocukluğumda bir köy okulunun kı...

​ETNİK PARTİ: İHTİYAÇ MI, ARIZA MI?

Resim
BULGARİSTAN  ​ETNİK PARTİ: İHTİYAÇ MI, ARIZA MI? ​ ​I. Giriş: Hukuki Gerçeklik ve Balkan Dersi ​Bulgaristan’da etnik temelli bir siyasi partiye gerçekten gerek var mı? Açık konuşalım: Yoktur. Dahası, bu yalnızca bir temenni değil; hukuki ve siyasal bir gerçektir. ​Bulgaristan Anayasası, etnik, dini ya da ırksal temelli partilere açıkça izin vermez. Bu yasak, bir “farklılıkları yok sayma” refleksi değil; Balkan coğrafyasının ağır bedeller ödeyerek öğrendiği bir dersin sonucudur. Kimliği siyasetin merkezine koyduğunuzda, siyaset kimliği parçalar ve toplum dokusu zedelenir. ​II. Etnik Siyasetin Kaynağı: Bir Belirti ​Bulgaristan tek kimlikli bir ülke değildir. Bulgarlar, Türkler, Pomaklar, Romanlar, Yahudiler, Ermeniler ve diğerleri bu ülkenin sosyal dokusunu oluşturur. Asıl mesele, kimlerin yaşadığı değil; devletin bu insanlara nasıl davrandığıdır. ​Eğer bir devlet: ​Vatandaşını kökenine göre ayırmıyorsa, ​Hukuku ve kamu gücünü eşit ve adil uyguluyorsa, ​İnanca ve dile mesafeli, taraf...

BULGARİSTAN’DA YENİ PROTESTO DALGASI: 2025 BÜTÇE KRİZİ VE EURO GEÇİŞİNİN GÖLGESİ

Resim
🇧🇬BULGARİSTAN’DA YENİ PROTESTO DALGASI: 2025 BÜTÇE KRİZİ VE EURO GEÇİŞİNİN GÖLGESİ Tarih: 06 Aralık 2025  Analiz:  ⁉️ BÖLÜM I: NE OLDU? (OLAY VE SONUÇ) 1.1. Giriş: Sokaklar Bütçeye Karşı 2025 yılının son günleri, Bulgaristan genelinde on binlerce kişinin katıldığı büyük çaplı gösterilere sahne oldu. Başkent Sofya başta olmak üzere birçok büyük merkez, 1 Aralık 2025'te patlak veren bu dalgayla sarsıldı. Protestoların ana tetikleyicisi, 2026 yılı için hazırlanan Devlet Bütçesi Tasarısı idi. Taslak, vergi oranlarını, sosyal güvenlik katkılarını ve temettü vergisi yükünü önemli ölçüde artırıyordu. Bu, aynı zamanda 1 Ocak 2026'da planlanan Euro Bölgesi'ne geçiş öncesi hazırlanan ilk Euro bazlı bütçe olması nedeniyle gerilimi katladı. 1.2. Protestonun Anatomisi Gösteriler barışçıl başladı, ancak bazı grupların polisle çatışması sonucu taş, şişe ve havai fişek atıldı; polis ise biber gazı kullandı. 71 kişi gözaltına alındı ve 3 polis hafif yaralandı. 1.3. Somut Sonuç: Hükümet Ge...

YAPAY TİYATRONUN SONU: SEÇMEN ARTIK SADECE SANDIK KURBANI DEĞİL!

Resim
YAPAY TİYATRONUN SONU: SEÇMEN ARTIK SADECE SANDIK KURBANI DEĞİL! ​Siyasetin eskiden daha sahici bir yüzü vardı. Elbette geçmişin siyaseti de kusursuz değildi, ama en azından bir el sıkışmanın ağırlığı, bir selamın bereketi, bir yüz yüze sorumluluğu vardı. Şimdi ise çoğu şey, seçim dönemine sıkışmış yapay bir tiyatroya dönüştü. Meydanlar kalabalık, sözler büyük ama sandık kapandı mı herkes buhar oluyor. İşte bu düzen artık çökmeye başladı. ​Seçimden seçime seçmenini hatırlayanların devri sona eriyor. Çünkü bu toplum, unutulmaya mahkûm bir kitle olmadığını nihayet yüksek sesle söylüyor. Yıllardır kahvehanelerde içilen çaylarla, sokaklarda verilen sözlerle, fotoğraf karelerine sığdırılan gülümsemelerle oy devşirenlerin numarası tüketildi. Artık kimse sadece seçim takvimi açıldığı için hatırlanmak istemiyor. ​Sandık Kapandıktan Sonra Kaybolanlar Listesi Uzun: ​Telefonları açmayanlar. ​"İşini seçimden sonra hallederiz" deyip sonra sese bile çıkmayanlar. ​Temsil makamına oturup tem...